kitapkritik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitapkritik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2016 Salı

Güz Fırtınası | Rita Hunter

Rita Hunter
Yabancı Yayınları
Sayfa Sayısı: 584
2016

GEÇMİŞİ, ÜZERİNE GÖLGE GİBİ DÜŞEN BİR ADAMIN TEK ÇARESİ, DAİMİ BİR GÜNEŞTİR...

“Belki de hiç... Belki de hiçbir zaman tehlikeye ne kadar yaklaştığını anlayamayacaktı. Güzel, küçük kıvılcım bilmiyordu ki bu dünyada ateşten de sıcak şeyler vardı…”

Abertillery Dükü’ne ait papaz evinde ailesiyle bir­likte yaşayan Jane Hammond’ın hayatı, kendi küçük dünyası ve gizli hayalleri üzerineydi. Mutlu olduğu, kendini huzurlu hissettiği, ona göre dünyanın en güzel toprak­larında yaşamanın belki de tek be­deli, efendileri olan soylunun dikka­tini çekmeden, hatta var olduklarını unutturarak devam etmenin bir yo­lunu bulmaktı. Zira bugüne kadarki hiçbir Abertillery Dükü’nün ahlâk ya da merhametiyle övündüğü söy­lenemezdi. Jane endişelerine rağmen, yeni dükün huzurlu dünyalarına ayak basmasının hiçbir şeyi değiştirme­yeceğine inanmaya hazırdı. Ne var ki, soyundan gelen uğursuzluğu göl­ge gibi üzerinde taşıyan ve geçmişte yaptığı korkunç şey yüzünden yargı­lanan dükün diğerleri kadar umur­samaz olabileceğini düşünmek başlı başına bir hataydı.

***

Gizemli ve baştan çıkarıcı son Abertillery Dükü Alexander Darius Cunningham’ın Hammond ailesini kabul etmeye mecbur bıraktığı gö­rev onları hiç de arzulamadıkları şekilde bir araya getirirken; tesa­düfler ve güçlü güz fırtınaları, tutkulu serüvenlerinin fitili­ni ateşleyecekti. Okurken kahkahalarımı tutamadım. Jane, şimdiye kadar yazılmış en çatlak, en eğlenceli leydi olabilir. Kendisine hayran kalmamak imkânsız! Tarihi aşk sevip de Rita Hunter’ın eşsiz kalemiyle henüz tanışmamış olanlar çok şey kaçırıyorlar, benden söylemesi. Alexander ve Jane yeni favori çiftimiz olacağa benziyor.”

Tarihi aşk kurgularının benim için çok değerli ve güzel kalemi olan Rita, her seferinde daha da iyiye giderek beni karakterlerine aşık ediyor. Kalemi oldukça akıcı ve aşk ile tutkuyu öyle güzel harmanlıyor ki her kitabında olduğu gibi bu da elimde iki günden az bir süre de bitti. O kadar güzel cümleler vardı ki, bayıldım ve bir o kadar da kahkaha attım, eğlendim. İkilinin diyalogları mükemmeldi yani çift aşklarını oldukça sıradışı yaşadı. .

Jane, şuana kadar beni en çok güldüren ve en sevdiğim kadın karakter oldu. Abartısız güzelliği, ani öfkeleri ve dilinin sivriliğine bayıldım. Jane ve onun iblislerinin ara ara bize sunulması çok güzeldi ve bu beklediğim bir durum değildi. Kitabın içinde kitap okuyoruz. Alexander ise beni kendine aşık etti. Aşkını bu kadar güzel bir şekilde kabul etmesi ve Jane dahil ailesine olan tatlı ilgisini çok sevdim. Kusursuz ya da kendini beğenmiş bir adam gibi değidi. Aksine Jane’den daha çok aklı başında ve açık bir adamdı. İkilinin kitap okuma anlarına bile hayran oldum. .

Rita’nın kitapları için benim favorim Ruhun Ateşi ve Brendan’dı ama sanırım Alexander ile onu aldattığımı düşünüyorum. Yine de kitabın bir bölümünde eski karakterleri görmek beni resmen duygulandırdı. Her birini öyle çok özlemişim ki! Rita benim güzel yazarım çok ara vermeden yeni bir kitap beklentisine girdim. .

Bir de benim için küçük bir sorun vardı. Yabancî yayınlarından okuduğum ilk kitabın içinde gözüme batacak kadar basım hatası vardı. Kitabın büyüsüne kapılıp bunlara takılıp duraksamadım ama basıma gitmeden kontrol edilen kitap da bu kadar yazım, kelime vb. hatalar olmasa iyi olabilirdi.

  •  Ölümle yaşam arasındaki iki adımhep ölümden yana bir yol çizerdi. (7)
  • Belki içindeki iblis, kurbanlarını böyle tuzağa çekiyor, sonra da ruhlarını emiyordu. (74)
  • Onun gibi biri için ölmenin yere çakılmaktan daha onurlu yolları olmalıydı, değil mi? (112)
  • Kız dünyanın merkezinden fışkıran sular kadar saftı. (150)
  • Güzel kıvılcım, küçük avuçlarının içinde biriktirdiği gücün, bir felaket olduğunu bilmiyor. (527)

14 Haziran 2016 Salı

Yüzüklerin Efendisi (1-2-3) | J.R.R Tolkien


Dünya ikiye bölünmüştür, denir Tolkien'ın yapıtı söz konusu olduğunda: Yüzüklerin Efendisi'ni okumuş olanlar ve okuyacak olanlar. 1997 ile birlikte, çok sayıda Türkiyeli okur da "okumuş olanlar" safına geçme fırsatı buldu. Kitabın türkçe basımı Yüzüklerin Efendisi'ne duyulan ilginin evrenselliğini kanıtladı.

Yapıtın bu başarısını taçlandırmak için üç kısmı bir araya getiren bu özel, tek cilt edisyonu sunuyoruz: Hem hâlâ okumamış, "okuyacak olanlar" için, hem de bu güzel kitabın kütüphanenizde gelecek kuşaklara devrolacak kadar kalıcı olması için Yüzüklerin Efendisi yirminci yüzyılın en çok okunan yüz kitabı arasında en başta geliyor; bilimkurgu, fantazi, polisiye, best-seller ya da ana akım demeden, tüm edebiyat türleri arasındaki tartışmasız bir önderliğe sahip. Bir açıdan bakarsanız bir fantezi romanı, başka bir açıdan baktığınızda, insanlık durumu, sorumluluk, iktidar ve savaş üzerine bir roman. Bir yolculuk, bir büyüme öyküsü; fedakârlık ve dostluk üzerine, hırs ihanet üzerine bir roman.

TEK CİLT VE ÖZEL BASIM
Birinci Kısım: YÜZÜK KARDEŞLİĞİ
İkinci Kısım: İKİ KULE
Üçüncü Kısım: KRALIN DÖNÜŞÜ

--- 

Bu kötü, sahte ve yalan dünyadan bir Tolkien geçti. Geçmeseydi de kalsaydı. Orta Dünya’nın devamını okuyabilseydik. Daha çok, çok yazsaydı da bizler bir “Ah” çekseydik. Yazmamış, her cümlesi ile bize Orta Dünya’yı yaşatmış. Kelimeler aktı gitti, cümleleri işaretlemeye bir başladım sonunu alamadım. Onlar nasıl tasvirler? Bir baktım Entler ile beraberim, bir baktım Gollum karşımda…

Metis Yayınları ile Yüzüklerin Efendisi vasıtasıyla tanıştım ve galiba kendilerine aşık oldum. Zaten kitaba da aşık olmuştum. Aşık olmamak elde değil! Ya her cümleyi yaşadım. Filmini defalarca izlediğim serinin kitabına tek kelime ile ‘vuruldum’. Bu yüzden filmini izlemiş olan herkese bir de kitabını okuyun diyebilirim. Karakterleri özümsemeyi ben kitabıyla daha iyi yaptım. Film çok iyi olmasına rağmen kitap da Yüzük Kardeşliğinde bulunanları daha yakından tanıdım.

Gollum’a olan sevdam daha da büyüdü. Bir tane olsa da benimle beraber yaşasa…
Gandalf, çok efsane biri değil mi? Hayatımın her anında sanki ihtiyacım olabilecek kişi gibi.
Sam, gördüğüm en iyi hizmetkar. Aynı zamanda zekasıyla iyi niyeti ve saf duyguları nasıl harmanlanmış. Muazzam.
Elfler zaten aşklarım ama bu aşkım daha da arttı. Legoslas ve Gimli dostluğu beni benden aldı. Çokça eğlendim.
Bilbo’yu görünce zannedersiniz aylardır göremediğim dostumu buldum.

Film sayesinde her biriyle bir bağ kurmuştum da kitabıyla bu duygularım nirvanaya ulaştı. Büyüdü. Büyüdü. İyice Orta Dünya kafası yaşamaya başladım. Gandalf’ı bilmem de Tolkien beni büyüledi. Gerçekten çok uzamayacağını düşünsem her bir satırını ayrı ayrı yorumlayabilirim. Bittiğine hem üzüldüm hem de sevindim.

Saruman diyor ki; “Büyümüşsün Buçukluk.” Evet, Frodo büyüdü ben de onun gibi kitabın sayfaları arasında büyüdüm. Tolkien'in cümleleri beni büyüttü.

  •  Büyücülerin işlerine karışma, ince iş yapar, çabuk kızarlar. (95)
  • Cesaret hiç beklenmedik yerlerden çıkar. (95)
  • En şişman ve en ürkek hobbitin yüreğinde bile, çaresiz bir tehlike karşısında büyümeyi bekleyen son bir cesaret tohumcuğu gizlidir. (147)
  • Sadece korkusuzlar ve insafsızlar muzaffer olabilirler. (384)
  • Hepsine hükmedecek bir yüzük, hepsini karanlıkta birbirine bağlayacak. (589)
  • Ya temenni ettiğimiz şey vasıl olacak, ya da bütün umutlar nihayet bulacak. Bu yüzden sana, senin için yaptığım bir şeyi yolluyorum. Hoşça kal Elftaşı! (740)
  • Kralın elleri, bir şifacının elleridir. (821)
  • Ümit doğar genellikle, her şey ümitsizleştiğinde. (837)
  • Çünkü artık İnsanlığın Hakimiyeti başlıyor ve Kadim soy ya solacak ya da ayrılacak. (925)
  • Sen Akşam'ı seçtinİ ama benim sevgim Sabah'a verildi. Ve gönlüm yakında onun ebediyen geçip gideceğini söylüyor. (928)
  • Evet, çok büyümüşsün. Hem arif, hem de zalim olmuşsun. (969)

13 Haziran 2016 Pazartesi

Sırça Köşk | Sabahattin Ali

Sabahattin Ali
Yapıkredi Yayınları
Sayfa Sayısı: 141
 
''Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?' diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir kaşık toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu?''' 

... 

Bahar Okuma Şenlikleri için benim “Kırmızı” kitabım Sırça Köşk oldu. İyi ki de böyle bir seçim yapmışım. Söz konusu Sabahattin Ali olunca zaten kötü bir seçim yapmam mümkün değil.

Öykülere karşı önyargısı olan her bir okuyucunun önyargılarını Sırça Köşk ile kırması mümkün. Benim kısa öykülere karşı bir zaafım olmadığı gibi Sabahattin Ali ile ilgi duymaya başladım. Bir önyargı değildi de kısa olmaları sanırım benim için biraz tereddüt yaratıyor. Şuan ise öykülerinin tadı damağımda kaldı diye düşünüyorum.

Dili ve kalemi yine bir Sabahattin Ali klasiği, yine akıcı ve anlaşılır. Özellikle o eski kelime diyeceğim -ama benim için o kelimeler özeldir- sıralandığı cümleler muazzam. Masallar diye ayrılan bölümde, Koyun Masalı ve Sırça Köşk ise favorilerim oldular.

  •  İstediğim kadar güzel resim yap... Anlayan, kıymetini bilen olmadıktan sonra... (19)
  • Bu dünya böyledir işte, kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır, kimi adı katile çıktı diye adam öldürür. (34)
  • Niçin hep acı şeyler yazayım? Dostlar, yufka yürekli dostlar bundan hoşlanmıyorlar. 'Hep kötü, sakat şeyleri mi göreceksin?' diyorlar. 'Hep açlardan, çıplaklardan, dertlilerden mi bahsedeceksin? Geceleri gazete satıp izmarit toplayan serseri çocuklardan; bir kaşık toprak, bir bakraç su için birbirlerini öldürenlerden; cezaevlerinde ruhları kemirile kemirile eriyip gidenlerden; doktor bulamayanlardan; hakkını alamayanlardan başka yazacak şeyler, iyi güzel şeyler kalmadı mı? Niçin yazılarındaki bütün insanların benzi soluk, yüreği kederli? Bu memlekette yüzü gülen, bahtiyar insan yok mu? (59)
  • Hayır, öyle de değil, ben bir köşeden onların nasıl küçüldüklerini seyrettim; halbuki onlar biraz şaşırmışlar, ama küçüldüklerini yine fark etmemişlerdi. (71)
  • Zaten işkence nedir? İrademiz ve kafamız bizi küçültecek bir iş yapmadıkça, işkence sade bir fizyoloji meselesidir. (114)
  • Bu dünyada çobansız da köpeksiz de yaşanabilirmiş. Ama bunu anlamak için her defasında bu kadar kanlı kurbanlar verecek olursak pek çabuk neslimiz kurur. (135)
  • Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter. (141)

31 Mayıs 2016 Salı

Numaran Bende Var | Sophie Kinsella

Sophie Kinsella
Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 452
2015


Bravo bana! Kaybettim :( Şu dünyada kaybetmemem gereken tek şeyi kaybettim. Nişan yüzüğümü! Magnus’un üç nesillik aile yadigarı.
Ve şimdi, tam da annesiyle babasının döndüğü gün kaybettim. Kaybetmek için o günü buldum. Derin derin nefes al, Poppy.
Olumlu düşün :)
Bir hayır yemeğinde kızlarla iki kadeh şampanya devirdikten sonra Poppy’nin hayatı bir anda tepetaklak oldu. Yalnızca nişan yüzüğünü kaybetmekle kalmadı, arkasından yaşanan panikte cep telefonundan da oldu. Titrek bacaklarla otelin lobisinde dört dönerken, bir çöp kutusunda terkedilmiş bir telefon buldu. E, mal bulanındır demişler! Artık otele bir numara bırakabilirdi. Kaderinde vardı demek ki!
Tek sorun şuydu ki, telefonun sahibi işadamı Sam Roxton, onunla aynı fikirde değildi. Cep telefonunu geri istiyordu ve Poppy’nin, tüm mesajlarını okumasından ve özel hayatına burnunu sokmasından hiç hoşlanmamıştı. Üstüne üstlük yüzüğü bulana kadar Poppy’nin tek elle idare etmesi gerekecekti (!) Düğün hazırlıkları, Sam’in geçici asistanlığı vazifesi ve başına bizzat açtığı türlü belalar yüzünden işler iyice karışacaktı.

--

Sophie'nin kızlarını okurken her zaman sinirleniyorum. Hatta Alışverişkolik Serisi'ni yarıda bırakmıştım. Ama bu sefer gerçekten ben bu kızı sevdim. Yine Sophie'nin kendi kızlarından ama bu sefer çok tepkili okumadım. Aksine severek ve merak ederek bir gün sürmeden bitirdim.

Yazarın kalemini bir kere okuyan herkes bilir ki fazlasıyla akıcı bir dile sahip, üstelik bir anda boğazınızda yumru bırakır ya da sinirlendirir ya da sizi kahkahalara boğar. Yine bunların her birini bana yaşattı. Kurgusunu da kızını da hatta güzel adamımızı da çok sevdim. Dolu dolu kahkahalar atarak okudum.

Kurgu, kısa bir zamanı kapsıyor ama hiç sıkmadan o kısa zamanı bize okutmayı başarmış. Okurken gerçekten fenalık geçirmemiş olmam çok şaşırtıcı. Ağır ilerleyen kitaplarımın arasında bir nefes almak için okudum ve pişman olmadım. Hatta bu şevkle sanırım tekrar Alışverişkolik Serisine döneceğim.

20 Mayıs 2016 Cuma

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku | İlhami Algör


İlhami Algör
İletişim Yayınları
Sayfa Sayısı: 58


 “Her şeyin iyi gittiğini nerden çıkarıyorsun?” dedi.
“Herif rüzgârı kendinden menkul uçurtmanın teki. Ara sıra telleri takılır gibi kadına geliyor gece yarsı.”

“Fakat Müzeyyen, bu derin bir tutku,” dedim. Tırsmaya başlamıştım. Haklı olabilirdi.
“Evet, biraz sapık ve tek taraflı bir tutku,” dedi, arkasını dönüp gitti.

Hikâyeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, eve sığmıyor... Bülbülün çilesi, yazarın zulası... inceden sarma bir sigara, inceden bir bardak... Jak Danyel isimli bir şişe, Hicran isimli bir yara, tuhaf isimli bir roman. Kafamız iyi, açmayın kapağı, biz böyle iyiyiz.

İlhami Algör, alelacayip aşkların ve oyunbazlığın, hüzünlü dolambaçların yazar›.

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, İtalyan Yokuşu’ndan aşağı, rüzgâra asılıp Tophane’ye inen roman. Avaramu!

--


Filmini bir kaç ay önce Erdal Beşikçioğlu sayesinde izlediğim ve mükemmel bulduğum için kitabını okumak da farz oldu.

Ellisekiz sayfalık kısacık bir kitap ama her cümlenin altını çizmek istedim. Tek taraflı sapık bir tutku mu? Bana kendisini bir saat içinde ikinci kez okutturan sayfalar sadece tutku mu? Yoksa Müzeyyen isminim güzelliği mi?

Diyaloglar çok az ama çok tadında ve adamın kafasındakiler sayesinde diyalogların azlığını pek umursamadım. Hatta bu durumdan memnun oldum. Farklı ve özel bir üslubu var yazarın ve ister istemez ne yazsa okurum haline bürünüyorsunuz. En azından bu ağır kafa karmaşasının o tatlı esintisini sevdim.

"Müzeyyen" seslenmesi ne güzel bir isim? Ah Müzeyyen bu çok derin bir kafa karmaşasıydı ve adam sana tutunmayı çok istedi. Okuyun ve güzel mi değil mi buna kararı siz verin. Ben şimdi üçüncü kez okumaya gidiyorum.

  • Tütünümü, anahtarımı aldım, evden tam çıkıyorum, bir şeyin eksik olduğunu, eksik olanın ruhum olduğunu fark ettim. (7)
  • Hikâyeye göre adam, kadını çok seviyor, sevdikçe ruhu büyüyor, ruh eve sığmıyor, sabahları kadından önce uyanıp evden tüyerek, şehrin uzak bir köşesine gidiyor, elleri kıçında oraya buraya takılıyor, birileri ile tuhaf muhabbetlere giriyor ve her akşam kadından önce eve dönüp, günün hikayesini yazıp, görülebilecek bir yere iliştirip, yine arazi olup, ta ki gece yarısı, uyumakta olan kadının yanına sokulup, birbirlerini bir güzel sevip ve adam, sabahın kör vakitlerinde, yine sevişmelerle bitecek bir gece için erkenden sokaklara süzülüp… (18)
  • Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku. (20)
  • Mesafeli bir yerden başka birinin sesiyle konuşuyordu. oraya nasıl ve ne zaman gitmişti, ben mi göndermiştim? Taksi mi tutmuştu? (21)

17 Mayıs 2016 Salı

Mucize | R.J. Palacio


Kaderinde Sıradışı Olmak Varsa Sıradan Kalamazsın…
Merhaba, adım August. Size nasıl göründüğümü anlatmayacağım.
Aklınıza ne geliyorsa muhtemelen ondan daha kötü görünüyorumdur.
August (Auggie) Pullman yüzünde fiziksel bir bozuklukla doğduğu için, normal bir okula gidemiyordu… şimdiye kadar. Yakında Beecher Ortaokulu’nda beşinci sınıfa başlayacak ve ömrünüzde bir kere bile “yeni çocuk” olduysanız, bunun ne kadar zorlu olduğunu tahmin edebilirsiniz. Dondurma yemek ve Xbox’ında oyun oynamak gibi sıradan şeyleri seven Auggie aslında sadece sıradışı yüzü olan, sıradan bir çocuk. Peki, yeni sınıf arka¬daşlarını, görünüşünün ardında kendisinin de onlar gibi olduğuna ikna edebilecek mi?

Kitapyurdu.com'dan alıntıdır.

---

Ortalarda bu kadar çok döndüğü için biraz önyargı ile okumaya başladım. Ama yazarın kaleminin duru ve akıcı olmasıyla bir baktım ki bir gün içerisinde sayfalar elimde tükendi. Normal de sürekli anlatıcının değişmesinden hoşlanmam ve adapte sorunu yaşarım ama bölümlerin farklı karakterler ağzından olmasını, yazarın kalemi sayesinde yadırgamadım. Kalemini ustaca konuşturmuş ve yer yer boğazımda düğümler oluştu bazen de kahkaha attırdı. Duygudan duyguya geçiş yaparken sürüklenip gittim.

Auggie, çok güzel ve özel bir karakter olarak kütüphanemdeki yerini aldı. Onunla öylesine bir bütün oldum ki bir an o başını kaldıramayan çocuk bendim. Kitabı bitirdiğimde ise 'Vay be kereta gözümün önünde büyüdü," diye mırıldandım. Auggie, oldum bazen de onun ablası ve babası ama kendime bu kitap da yer buldum.

Bay Browne'nin öğretilerinin her birinin altını çizmek istedim. Yazarın kaleminde bir duruluk var ama bir anda bir cümlesi ile nokta atışı yapıyor ve ben bunu çok sevdim.

Kitabın son sayfasına kadar takıldığım tek bir nokta ya da hoşlanmadığım bir kısım olmadı. Başından sonuna kadar sevdim ve etkilendim.

  • Tanrı'dan doğmuş olan herkes dünyayı yener. (14)
  • Haklı olmak ile nazik olmak arasında seçim yapmanız gerektiğinde nazik olmayı seçin. (57)
  • Ortadan kaybolabileceğim küçücük bir şey arıyordum. İçine düşebileceğim bir delik istiyordum; beni yok edecek kara bir delik. (88)

    28 Nisan 2016 Perşembe

    Adı: Aylin | Ayşe Kulin

    Ayşe Kulin
    Everest Yayınları
    Sayfa Sayısı: 380
    Aylin Radomisli Cates, 19 Ocak 1995 Perşembe günü, evinin bahçesinde, o sabah evini temizlemeye gelen hizmetçisi tarafından, kendi arabasının altında ölü bulundu. Üstünde ve etrafta nasıl öldüğüne dair hiçbir iz yoktu. Bir hırsızın saldırısına uğramış değildi. Bir katille boğuşmamıştı. Elbisesi yırtılmamış, tırnakları kırılmamıştı. Çorapları bile kaçmamıştı. Kaptıkaçtı tipi arabası, parke taşı döşeli dümdüz avluda, aklın alamayacağı bir nedenle kayarak, dört parmak yüksekliğindeki seti atlamış, meyil aşağı inmiş, ön tekerlekleri yolda, arka tekerlekleri duvara takılı durmuştu. Aylin, arabanın altına çaprazlamasına girmiş, sırtüstü yatıyordu. Üstünde abiye bir gri döpiyes, yakasında yarım ay biçiminde bir elmas broş, parmağında tek taş yüzük vardı. Otopsi raporuna göre, iki gün önce, Salı gecesi ölmüştü. Türkiye’nin tartışmasız en ünlü kitaplarından biri Adı: Aylin, prenseslikten Amerikan ordusuna uzanan baş döndürücü bir hayatın romanı...

     ---

    Okuduğum ilk Ayşe Kulin, kitabı olmadığından diline ve kalemine bir aşinalık aynı zamanda da içimde özel bir sevgi var. Ama bunun dışında gerçekten Ayşe Kulin, kelimelerine yine dans ettirmiş ve akıp giden cümlelerle kısa zamanda elimde sayfalar tükendi. Hatta Aylin'in Osmanlı tarafından geldiğini anlatan yani dedelerini anlatan sayfalar da en az Aylin'in hayatı kadar akıcıydı. 

    Başlangıç olarak Aylin'in sonunu okuyorsunuz ve bu durum her kitabın önce sonunu okuyan benim için nefis bir durumdu. O bölümü okuduktan hemen sonra Aylin Radomisli'yi araştırmaya başladım ve araştırdıkça içimi sonu görünmeye bir merak duygusu sardı. 

    Aylin'in uçsuz bucaksız aşklarını ve flörtlerini hayretle okudum. Bir kadının gönlünün bu kadar fazla kişiye yer vermesi başlarda garip geldi. Ama Aylin gibi ben de her adamı farklı bir şekilde benimsedim. Bu da Aylin'in içindeki çılgın ve durdurulamaz halinin okuyucuya iyi yansıtılmasıyla alakalı diye düşünüyorum. Tüm aşklarına rağmen Aylin'in samimiyetinden şüphe duymadım. Her adamla en güzel ve en özel anları yaşadı ve ben buna hayran oldum. Yaşadığı yıllardaki özgür ve her istediğini yapabilen bir kadına saygı da duydum. 

    Genç yaşında nasıl prenses olduysa 50 yaşında da Amerikan Askeri oldu ve ben daha da fazlasını istedim. Okuduğum kadın 50 yaşındayken bile ben hala onun hayallerinin sadece bir kısmını gerçekleştirdiğini biliyordum. Zaten Aylin 50 yaşında askeriyeye girdiğinde bile benim gözümde en fazla 20 yaşındaydı. 

    Yaptıklarına hayran olmamak elde değil. Azmine ve hayallerine saygı duyuyordum ve o paradan daha önemli olan güzel kalbini sevgiye boğmak isterdim. 

    Ayşe Kulin'in kalemi sayesinde ben Aylin'i o yanlış olarak düşünülen hareketleriyle bile çok sevdim. Benimsedim. Böyle güçlü bir kadının kalbindeki o güzellik beni kendisine hayran bıraktı. Aylin'i gerçek hayatında tanımayı çok isteyerek kitabın sonuna geldim. 

    Kesinlikle bir kadının neler yapabileceğini ve yapacaklarının sonu olmadığını gösteren, Ayşe Kulin'in imzasıyla bize eşsiz bir anlatımla sunulan kitabı her kadının okuması gerekiyor. Aylin Radomisli, daha çok insan tarafından tanınmalı... 

    • Enayilik Türklere vergidir. (95)
    • İnsanlar doğru ve yanlışları kendileri bulmak zorundalar. (100)

    23 Nisan 2016 Cumartesi

    Cezaevinden Memet Fuat'a Mektuplar-2 | Nazım Hikmet

    Nazım Hikmet
    Adam Yayınları
    Sayfa Sayısı: 136
    Nazım Hikmet'in çok güç koşullarda korunmuş, elden ele geçmiş, bazıları sağlığında basılamamış, bazıları özen gösterilmeden basılmış olan yapıtları, bu işe gönül vermiş eleştirmenlerin çabalarıyla, içerde ve dışarda, yıllardır derlenip toparlanmaya çalışılmış, ama çeşitli nedenlerden kaynaklanan yanlışların, karışıklıkların, tutarsızlıkların bir türlü önü alınamamıştır.
    Şimdi Adam Yayınları size Nazım Hikmet'in yepyeni bir toplu yapıtlar derlemesini sunuyor.
    Bu yolda daha önce yapılan bütün olumlu çalışmalar, Nazım Hikmet'in kitaplarının ilk basımları, arkasında bıraktığı müsveddeler - mekanik yaklaşımlara düşmeden, durumlara, türlere göre ayrı değerlendirmelere gidilerek - büyük bir özen ve duyarlıkla yeniden gözden geçirilmiş, konunun uzmanı eleştirmenlerin özverili katkıları ve ortak çabalarıyla, sanatçının özellikleri, kendine özgü kullanımları gölgelenmeden, yanlışların düzeltilmesi, karışıklıkların, tutarsızlıkların giderilmesi sağlanmıştır. 

    ---
    Özel adamların, güzel cümleleri vardır. Bu cümleler ile ömrü hayatınızda bir kere tanışırsanız, bir daha bırakmanız mümkün olmaz. Ve bu cümlelerin sahibi, bu kelimelere eşsiz bir dans gösterisi yapan bu kalemin sahibinin kaleminden dökülen herşeyi beyninizin en derinine kazımak istersiniz. Ve Nazım Hikmet, işte o adamlardan. Sadece kağıtlara döktükleriyle yetinmek o kadar zor ki! Onunla ahbap olmak ya da sevdiği bir kadın olmak bir şekilde kafasında o kuramadıklarını da bilmek isterdim.

    Piraye'nin Memet'i diyemiyorum. Nazım'ın oğluna bu denli bağlılığını bu kitabı okuyarak anladım. Yine de arada esen o Pirayenin ruhuna ait kokuyu da sevdim. Bazen ansızın mektuplarda Piraye'nin adı geçiyor ve ben de bundan farklı bir huzur buluyordum.

    Mektuplar oldukça akıcıydı. Sadece yabancı olunabilecek ya da tam anlamıyla kavranılamamış bir kaç kelimeye rastlamak mümkün. Tabi ben bu durumdan şikayetçi değilim. Eski kelimeleri sevip onlara ayrı bir değer veren biriyim. Mektuplar sayesinde bilmediğim kelimeleri de not aldım ve eski ama benim için yeni kelimelerle haşır neşir oldum.

    Her bir sayfası bir hazine gibiydi ve not almadan durmak imkansız. Özellikle yazan ya da yazmak isteyenler için; yol gösterecek öğütler ve altın değerindeki tavsiyeleri ve Nazım Hikmet gibi bir adamın bilgi birikiminden faydalanabilirler. Belki tüm hepsinden değil ama mektuplarda geçenler bile oldukça fazla.

    Özellikle şiir yada hikayecilik konusunda Nazım'dan bir kılavuz niteliğinde. Bu yüzden sadece değerli bir kalemin mektuplarını okumuş olmuyorsunuz. Aynı zamanda size ince ince öneriler de sunuyor.


    • Davası, meselesi olmayan kitap kitap değildir. Davası olan kitap, kavgası olan kitap demektir. Kavgasız kitap hareketsiz kitaptır, hareketsiz kitap ise ölüdür. (31)
    • Hayatınıza sokmak istediğiniz kadın ve erkeğin, kocanın ve karının, her şeyden önce yiğit, akıllı ve iyi olmasını isteyin. Yalnız iyilik, yalnızlık akıllılık yetmez, yiğit olması da şarttır. (39)
    • Ama nasıl olsa çıkacağım ve güzel günler göreceğiz, evladım. (66)
    •  Ben halkıma ve insanlığıma o kadar az şey verebildim ki, bunun kat kat fazlasını vermeyi sana miras olarak bırakacağım, galiba bundan başka da miras yiyemeyeceksin benden. (74)
    • Anneni tanıdığımdan beri, okuduğum bütün kitaplardaki ve seyrettiğim bütün filmlerdeki ve dinlediğim bütün hikayelerdeki sevgililerin kadınları yerine onu, erkekleri yerine kendimi koymuşumdur. (96)
    • Ben karıma, ümitsizce, delice aşığım, encamımız hayrola... (99)

    22 Nisan 2016 Cuma

    Şahmeran (Yabancı Serisi I ) | Öznur Yıldırım

    Öznur Yıldırım
    Pegasus Yayınları
    Sayfa Sayısı: 600
    2016


    Sen cennetin varlığından gurur duy, ben cehennemi istiyorum.

    Yağan kar şiddetini gitgide artırıyor, koyu renk saçlarıma tutunan kar tanelerinin sayısı çoğalıyordu. Konuşmadı, konuşmadım. Sessizlik... Aramızda her daim geçerli olan bir alfabeydi sessizlik. Ben de bu alfabeye bir kez daha boyun eğdim ve uzun, titreyen parmaklarımı avuçlarımın içine bastırdım. Elimi yanıma indirdiğimde avuçlarımda eriyen kar yere damladı...
    Rengi, kan rengiydi.
    Rengi, kaybın rengiydi.
    Rengi, bir cinayetin rengiydi.




     ---

    Wattpad uygulamasından ilk okuduğum hikayeyi, bir kitap olarak ellerime aldığımda tekrar okuyamayacağımı düşünüyordum. Ama başardım ve iki gün bile sürmeden kitap elimde eridi gitti. 

    Şimdi genel olarak bir yorum yaparsam; 
    Ben kitap okumayı seven bir okuyucu olarak Wattpad'i korkutucu bulmuyorum. Küçük, büyük fark etmez ama bu kadar hikayenin arasında okunmaya değer şeyler olduğunu düşünüyorum ve bunlardan hepsi olmasa da kitap olmayı hak edenler de var. Öznur Yıldırım'ın Yabancı'sı da benim içim kitap olmayı hak ediyordu. Hiç akla gelmeyecek bir kurgu ya da bir kalem diyemem ama önemli olan da bilindik bir kurguyu yazarken kendine ait parçalar eklemektir. Öznur genç yaşında bunu başarabiliyor. Zaten kitabı elinize aldığınızda 15 yaşındaki Öznur ile 18 yaşındaki Öznur'un kaleminin ilerlemesini fark ediyorsunuz. Kusursuz değil ama ilerisi için daha iyisi olacağını düşünüyorum. Betimlemeleri ve Doğa'nın iç sesine eklemelerini de sevdim diyebilirim.

    Bir de ayrıntılı olarak gözüme takılanlar var;

    Ne yazık ki eklemeler sırasında fark edilmediğini düşünüyorum ya da editör bizim kadar bunalmamış. Fazlasıyla kelime tekrarı var ve bu biraz benim hikayeden kopuşlarıma sebep oldu.

    Doğa'nın gücünün ve kaçırılmasının ardındaki o öfkeyi tam anlamıyla hissedemedim. Uygulamada okurken bu tarz kısımları es geçiyordum ama kitap olacak ve eklemeleri, düzenlemeleri olacak diye düşünüyordum. Haliyle Doğa'nın iç sesine verilen ağırlıklarda da kızın öfkesini ya da korkusunu tam anlamıyla hissetmek isterdim. Bir katilin elinde tutulan bir kızın o an tek sorununun saçlarını yıkamak olması bana tebessüm ettirdi. Nerede bu Doğa'nın dil başlı halleri? Doğa'nın dik başlı olduğunu onun anlatımıyla öğreniyoruz ama bu duygular okuyucuya ulaşmıyor. Herhalde Ediz'in emir kipli cümlelerinde Doğa'nın öfkesini hissedemeyen sadece ben değilimdir.

    Doğa'nın bildiğim kadarıyla doğa üstü yetenekleri yok. Durum böyle olunca da şuana kadar hiçbir fikri olmayan Ediz'in duygu değişimleri hakkında gözlerine bakarak net çıkarımlar yapması inandırıcılıktan biraz uzaktı. Doğa'nın anlatımından değil de sanki yazar arada ipin ucunu kaçırmış gibi...

    Gece ve Uygar ikilisi için bir hikaye ya da kısa bir özet yazılmadan direk olaya daldırılmış sanırım. Çünkü ara ara kopukluklar var. Önce Ediz'in ağzından borçlarından dolayı Ediz ile olduklarını öğreniyoruz. Sonrasında bir bakıyoruz buz gibi Ediz'in ailesini yakından tanıyor ve sırlarına hakimler. Sanki yüzeysel iki karakter olmuş. Okuduğumuza göre Ediz'i çok iyi tanıyorlar ve bazen Doğa'yı uyarıyorlar ama öyle bir an geliyor ki Ediz'i kışkırtacak cümleler kuruyorlar. Ediz neredeyse Doğa'yı öldürecek kıvama geliyor. 

    Kitabın en akıcı kısımlar Hatay da olan kısımlardı. Ediz'in o bilindik cümlelerinin gelmeye başlamasıyla onu özlediğimi fark ederek hızlı hızlı okudum. Ama okurken şunu farkettim; Bizim soğuk, dediğini yapan yeşil gözlü katilimiz bazen çocukça hareketler yapıyor.  Doğa'ya çocuk diyor kendisi ondan daha fazla çocuklaşıyor. 

    Serinin devamında, umarım daha fazla dikkat edilir. Her karaktere en azından bir geçmiş çıkarılır ve Ediz karşımıza daha sağlam çıkar. Bir de Doğa'nın gücünü hissetmeyi istiyorum.